GALATA MEVLEVİHANESİ BİNA TANITIMI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GALATA MEVLEVİHANESİ BİNA TANITIMI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2007 Perşembe

İstanbul'un 500 Yıllık Mistik Mekanı:Galata Mevlevihanesi


İstanbul'un 500 Yıllık Mistik Mekanı :

GALATA MEVLEVİHANESİ


İstanbul'un 500 yıllık mistik mekanında "gerçek aşk"ı dönerek arayan semazenler, neyin büyülü sesinde Aşk'a ulaşırlarken izleyenleri düşsel bir yolculuğa çıkarıyorlar.


Beyoğlu'nda Tünel'den Yüksekkaldırım'a giden caddenin hemen başındaki bina kapılarının birinde küçük bir tabela vardır. Üzerinde Kültür Bakanlığı Divan Edebiyatı Müzesi Müdürlüğü, Galata Mevlevihanesi yazan bu bina, İstanbul'un en eski mevlevihanesidir. 500 yıldan beri Galata Mevlevihanesi'nde semazenler gerçek aşkı ararlar. Semazen semasıyla aklını birleştirir. Var olmanın temel şartı dönmektir Aşkla yücelip nefsini terk eder. Hakta yok olur, olgunluğa erer ve kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa dönerler. Sema töreni 7 bölümdür. Birinci bölüm "Nat-ı Şerifle başlar. Peygamberimizi methetmek, Ondan önceki peygamberleri ve Tanrıyı methetmek demektir. Bu methiyeden sonra bir kudüm darbesi ile Tanrı'nın "Kün" ol emrini temsil edilir. Üçüncü bölümde her şeye can veren "Nefes"i temsil eden bir ney taksimi duyulur. Dördüncü bölümde Semazenler birbirine üç kez selam vererek peşrev eşliğinde daire şeklinde yürüyüşe geçerler. Birinci turda "Allah kendini dile getirmek için kainatı yarattı ama hiç birisi Allah'ı dile getiremedi". İkinci turda "Tabiatı yarattı, oradan da dile gelemedi". Üçüncü turda "Hayvanları yarattı ama ordan da hiç biri dile getiremedi". Sonraki bölümde Semazenler siyah hırkalarını çıkartır ve manen ebedi aleme doğarlar. Başındaki sikke semazenin nefsinin mezar taşı, tennuresi nefsinin kefenidir. Gerçeğe dönmüştür artık. Kollarını çapraz bağlayarak "Bir" sayısını temsil eder. Böylece Tanrının birliğine şahadet eder. Şeyh efendinin elini öperek Semaya girme iznini alır ve Sema başlar. Semaya başladıktan sonra sağ el yukarı, sol el aşağı dönük olacak şekilde "Hak'tan alır halka veririz" anlamında kollarını iki yana açar. Sema sırasında yerle teması kesmeden sola doğru döndürülen sol ayağa 'direk', havadaki sağ elin de yardımıyla vücudu sola döndüren havadaki sağ ayağa 'çark' denir. AL! hecesiyle kalkan sağ ayak, 'LAH' hecesiyle çarkı tamamlayarak "ALLAH" diyerek yere basar.

Tennureler renkli olduğunda her bir rengin anlamı vardır; kırmızı aşkı, güneşin doğuşunu ve batışını temsil eder. Pembe sevgiyi, yeşil ruhun huzura kavuşmasını sarı aşığın çektiği acıları, beyaz Hz. Muhammed'in nurunu, siyah saflığı, lacivert ise çelebileri temsil eder.


Sema dört Selam'dan oluşur. Birinci Selam, insanın bilgiyle gerçeğe doğarak Yüce Yaradan'ını ve kendi kulluğunu idrakidir... İkinci Selam, insanın yaratılışından dolayı Tanrının kudreti karşısında hayranlık duymasıdır... Üçüncü Selam, insanın hayranlık ve minnet duygusunun "aşk"a dönüşmesiyle, aklın "aşk" a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir...Dördüncü Selam insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak, yaratılıştaki görevine, kulluğa geri dönmesidir. Altıncı ve yedinci bölümlerde okunan dualarla ve Kur' an tilâvetiyle Semâ töreni sona erer.

Halk arasında Galata Mevlevihanesi adıyla da bilinen Divan Edebiyatı Müzesi, bilim adamlarınca 'Divan edebiyatının hafızası' diye nitelendirilir. Kronolojik sıra ile Divan şairlerinin divanları, Mevlevihane'de yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravf, Esrar ve Fasih Dedeler ile şair Leylâ Hanım'a ait elyazması eserlerin yer aldığı müze, 27 Aralık 1975 günü, Şeyh Galib'in hatırasını yaşatmak amacıyla Divan Edebiyatı Müzesi olarak hizmete açılmıştır.


Hüs-ü Aşk'ıyla ; Hamid'den Haşim'e, Asat Halet Çelebi'den Sezai Karakoç'a,Hilmi Yavuz'dan Turan Oflazoğlu'na, Tanpınar'dan Orhan Pamuk'a kadar çok sayıda şair ve yazarı etkileyerek günümüze ulaşmayı başaran çağdaş kültür ve edebiyatımız içinde yaşamaya devam eden Şeyh Galib, etkisi günümüze kadar uzanan tek divan şairidir. Daha hayattayken gazellerine çağdaşları tarafından sayısız nazire yazılan şair, kısa fakat zengin hayatı, özellikle Hüsn-ü aşk adlı orijinal mesnevisiyle bir çok şair ve romancının esin kaynağı olmuştur.

Divan Edebiyatı Müzesi'nin temelini oluşturan Mevlevihanenin kuruluşu, II. Bayezid'in (1481-1512) döneminde Galata sırtlarındaki İskender Paşa'ya ait av köşkünde, 1491 yılında Galata diğer adıyla Kulekapısı Mevlevihanesi'nin kurulmasına tarihlenir. Aslında İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed'in vakfiyesinde bu amaç için ayrılan ödemelerden anlaşıldığına göre Kalanderhane Camii'nde (eski Akataleptos Manastır Kilisesi) Mevlevi ayinleri yapıldığını biliyoruz.

Ancak Mevleviliğin İstanbul'da yerleşmesi Galata Mevlevihanesi'nin kurulmasıyla başlar.


Sultan-ı Divani Sema'i Mehmed Dede (Ö.1529) Mevlevihane'nin ilk şeyhi olup bu ilk dönemde Mevlevihane'nin ne şekilde olduğu konusunda pek bildiğimiz yoktur. Ancak Evliya Çelebi'nin bildirdiğine göre tekkede yüz kadar derviş hücresi bulunmaktaydı. Bu bilgi bize ilk Mevlevihane'nin geniş bir alanı kapladığını göstermektedir. Bu döneme ait günümüze sadece 1649 tarihli (1851 onarımlı) Gümrük Emini Hasan Ağa Çeşmesi kalmıştır. Sultan III.Mustafa döneminde (1754-1774), İsa Dede'nin Postnişinliği sırasında 1765 yılında çıkan Tophane yangınında Mevlevihane tamamen yanmış, 1766 yılında bina emini tayin edilen Çavuşbaşı Osman Ağa tarafından tekrar inşa edilmiştir. Osmanlı'da, yenilikçi batılı düzeni örnek alarak modernleşme çabalarının başladığı III.Selim dönemindeki (1789-1807) reformlar sırasında, Mevleviliğin ve özellikle Galata Mevlevihanesi'nin desteği ve önemli etkisi olmuştur. Bu dönemde devletinde desteğini alan Galata Mevlevihanesi'nde, Bektaşilerden kaynaklanan muhalefeti önleme konusunda, adeta bir Rönesans dönemi yaşamaya başlamış ve bu etki 1925 yılında tekkelerin kapatılmasına kadar sürmüştür. 1791 yılında postnişinliğe atanan Şeyh Galip (Asıl adı Mehmed Esad) zamanında dergah altın çağını yaşamış ve 1791 yılında geniş çaplı onarım gerçekleşmiştir.


Ancak bu ve bundan sonra da onarımlar yapılmışsa da Mevlevihane'nin ana binasını teşkil eden Semahane'nin 1766 tarihindeki biçimiyle günümüze ulaşarak genel hatlarını koruduğu kabul edilmektedir. Plân olarak dıştan dikdörtgen, içten sekizgen bir görünüm arz etmektedir.


Alt katta derviş hücreleri, ikinci katta Semahane kısmı ile birlikte kuzey yönde Bacılar Dairesi, güney yönde halen idari büro olarak kullanılan bölüm yer almakta, ayrıca mahfillerden oluşan üçüncü kat bulunmaktadır. Sultan II.Mahmud döneminde (1808-1839) Devlet Kethüdası Halet Efendi 1819 yılında halen de mevcut olan yapıların bir kısmını inşa ettirmiştir. Dergahın cadde tarafındaki kendisi için inşa ettirdiği türbe, kütüphane, sebil ve muvakkithane ile birlikte Şeyh Galip ve İsmail Rusuhi Efendi'ye ait türbe bu dönemde yenİen onarılmıştır. Ancak Halet Efendi 1822 yılında Konya'da idam edilince türbeye sadece başı gömülebilmiş, gövdesi Konya'da Mevlana Bahçesi'nde defnedilmiştir.


Mevlevihane 1824 yılında bir yangın geçirmiş ve 1835 yılında tekrar onarılmıştır. Buna ilişkin kitabe iki yanındaki türbe ve muvakkithâne ile bütünlük gösteren ampir üslubundaki cümle kapısının dış yüzündedir. Bu kitabede Yesarizâde Mustafa İzzet'in hattıyla Şair Lebib'in bir şiiri ve II.Mahmud'un tuğrası bulunmaktadır. Kapının arka yüzünde ki kitâbe Şeyh Galib'e aittir.


Bahçede bulunan Şadırvan ve Sarnıç II. Mahmud'un kızı Adile Sultan (Ö.1899) tarafından 1847 yılında inşa ettirilmiştir. Orijinal haliyle günümüze ulaşmayan Şadırvan, Hasan Ağa Çeşmesi ile birlikte Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından 1855-1860 yıllarında onarılmıştır. Mevlevihane'nin son şeklini alan bu onarımlar Kudretullah Efendi'nin (ö.1871) girişimleriyle
Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılır. Semahane kapısı üzerindeki kitabe 1851 tarihli olup, bu döneme aittir. Beyoğlu ilçesi sınırları içinde bulunan Galata ve Pera semtleri gayrimüslimlerin, özellikle Latin kökenlilerin yerleştikleri semt olarak bilinmekte olup, Galata Mevlevihanesi, 1481 yılında kurulan Mekteb-i Sultani yanı Galatasaray Lisesi ile birlikte günümüz Beyoğlu'nda Türk-İslam karakteri taşıyan en önemli tarihi anıttır. 1925 yılında tekkelerin katılmasıyla işlevini tamamlayan Mevlevihane bir süre ilkokul ve lojman olarak kullanılmıştır. 27 Aralık 1975 tarihinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Divan Edebiyatı Müzesi olarak hizmet vermektedir.

Müzenin gezilecek bölümleri Tarihi mevlevihanede Türk musiki aletleri ile, Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları yer almaktadır. Müzenin içerisinde ayrıca, derviş hücreleri, türbeler, kütüphane ve bir mezarlık yer almaktadır. Müze olarak kullanılmakta olan Semahanede Türk musiki aletleri ile Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir.

Derviş Hücreleri kagirdir ve yan yana dizilmiş odalardan meydana gelmiştir. Şeyh Galib Türbesi, 19.yüzyıl başlarında Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Mevlevihane bahçesinde gömülüdür. Sebil ve Muvakkithane girişin sağında yer almaktadır. Kütüphane, Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Muvakkithane'nin üst katında yer alır. İçinde 3455 cilt kitap bulunmaktadır.

15 Ekim 2007 Pazartesi

Zamanın Bozamadıkları


Zamanın bozamadığı
Galata Mevlevihanesi

Yazı/Text:OYLUM YILMAZ

2007 yılı tüm dünyada Mevlana yılı olarak kutlanıyor. Galata Mevlevihanesi, Mevleviliğin merkezi ve doğum yeri olan Konya Mevlana Türbesi’nden sonra gelen en önemli Mevlevihane’dir.
Bugün artık çoktan yanıp yıkılan, başka amaçlarla kullanılan diğer Mevlevihaneler içinde mucizevi bir biçimde bozulmadan ayakta kalanlardandır.
Ve bu yüzden de çok önemlidir.

Temelleri 1490’lı yıllarda atılan Mevlevihane pek çok onarımla ayakta durmayı sürdürüyor.

Dışarıda bir servi, Galata Mevlevihanesi’nin bahçesinde. Edebiyat, musiki, felsefe… Şüphesiz bunlardır biçare ruhları efsunlayıp bu bahçeye çeken. Ve bir de sessizlik elbette. Beyoğlu’nun içinde böylesine sükuta dalmış başka neresi vardır ki? Galata Mevlevihanesi, geçmişini arayan ama baktığı her yerde aradıklarının zaten varolmadığını her seferinde yeniden idrak eden insanın yanılsamalı duraklarından biridir. Mevlevihane’nin bahçesinde acaba hangi servi dile gelip de anlatacaktır hakikati diye bekler durursunuz öylece… Hem sadece serviler mi… Güller, incir ağaçları, çitlembikler… Asırlıktır hepsi, asırlık ve bilge. İçerde semazenler semaya döndükçe, dalga dalga yükselen ney ve kudümün sesi sanırsınız ki ağaçların sesi olmuş, hep beraber dile gelmişler, dile düşmüşler, el ele verip hu kelimesinde, hu sesinde birleşmişler. Burası, Mevleviliğin merkezi ve doğum yeri olan Konya Mevlana Türbesi’nden sonra gelen en önemli Mevlevihane’dir. Bugün artık çoktan yanıp yıkılan, başka amaçlarla kullanılan diğer Mevlevihaneler içinde mucizevi bir biçimde bozulmadan ayakta kalanlardandır ayrıca. İşte bu yüzden de çok önemlidir. Selçuklu Devleti’nin yıkılma döneminde ortaya çıkan, ardından beş asırlık Osmanlı’yı Cumhuriyet’e taşıyan en büyük İslam tarikatlarından olan Mevleviliğin müze haline gelen son kalesi. Ölmeyen, daima başkaldıran Şamanist Türk ruhunu İslam’la barıştıran, hem düşüncede, hem toplumsal hayatta Türk–İslam sentezinin temellerini atarak günümüze taşıyan Mevlevilik bütün bunları dergahları aracılığıyla başarmıştır. Tüm dergahlarında şeyhler, dervişler yetiştirerek, tasavvuf felsefesi dahilinde edebiyata, musikiye büyük katkılar vererek, büyüleyici sema törenleriyle binlerce insanı kendine çekerek… Kısacası hemen tüm Mevlevi tekkeleri güzel sesin, güzel sözün ve hüsn-ü hattın biraraya geldiği yerler olmuşlar. Yolları İstanbul’a düşen yabancılar, gezginler, sanatçılar da başta Galata Mevlevihanesi olmak üzere İstanbul’daki mevlevihanelerde gördüklerini, Mevleviliği, kendi deyişleriyle “dönen dervişleri” tüm dünyaya duyurmuşlar.
Türk insanının tarikatlara karşı yüzlerce yıllık bağımlılığını yıkan Cumhuriyet’le birlikte Mevlevihaneler de tarihe gömülmüştür ya, Konya Mevlana Türbesi ile ismi şimdilerde Divan Edebiyatı Müzesi olan Galata Mevlevihanesi her şeye rağmen ayakta kalmışlardır. Cumhuriyetin eli, türünün en güzel örneklerinden biri olan Galata Mevlevihanesi’ni yıkmaya gitmemiş, ama gönlü de adıyla sanıyla varolmasını istememiş belli ki. Ama zaten Mevlevi Tarikatı musikisiyle olduğu kadar edebiyata yaptığı katkılarla da meşhurdur ki Galata Mevlevihanesi’nde bulunan nadir el yazmaları, tezhipler, ölmez şairlerin Şeyh Galipler’in, Ali Safailer’in, Esrar Dedeler’nin, Leyla Hanımlar’ın divanları, Divan Edebiyatı Müzesi olarak anılmasını bir anlamda doğrular niteliktedir.
Osmanlı siyasi ve kültür tarihinde önemli bir rol oynayan Galata Mevlevihanesi’nin kuruluşu II. Beyazıt dönemine rastlar. II. Beyazıt döneminin önde gelen devlet adamlarından İskender Paşa’nın av köşkü ve arazisiyken şair Ali Safai Dede’nin ziyaretinin ardından tarikata bağışlanan bu arazide, Mevlevihane’nin temelleri 1490’lı yıllarda atılmıştır. Ali Safai Dede’nin kendi elleriyle diktiği rivayet edilen servi ise bugün hala kuru bir şekilde bahçede muhafaza edilmektedir. Ali Safai Dede’nin ardından Şeyh Galip, Esrar Dede gibi divan edebiyatının ünlü isimleri, Mevlana’nın soyundan gelen birçok Çelebi Dede, Galata Mevlevihanesi’nde bulunmuş, postnişinlik yapmışlardır. Dönem dönem harap olan ve yeniden yapılan Mevlevihane’nin pek çok yerinde onarım kitabeleri göze çarpar. Yüzyıllar içinde nice yangınlar, onarımlar, eklemeler görmüştür Mevlevihane. Ve üzerine yazılmış tüm kitabeler, atlattığı nice badireleri, ona karşı, ona yandaş nice dönemleri hatırlatır zarifçe; geçmişini arayan ruhların dönüp dolaşıp geleceği yer olur böylelikle…
Mevlana Celalettin Rumi… Bir gün aniden kendinden geçip, gün ortasında dönmeye başlayan, ölümünü bile her yıl düğün gecesi olarak kabul ettirip kutlattıran Mevlana Celalettin Rumi, İslamiyetle Türkleri barıştıralı, tüm dünyaya yeni, ışıklı bir yol açalı, 800 yıl geçmiş… Bu yıl işte bu yüzden ve daha pek çok sebeple tüm dünyada Mevlana yılı. Tüm dünyanın Mevlana yılı kutlu olsun…www.galatamevlevi.com

Galata Mevlevihanesi Gezisi


GALATA MEVLEVİHANESİ GEZİSİ


Beyoğlu’nun içinde Mevlihane tek başına kalmış bir garip değildi de tam tersine koskaca Beyoğlu Galata Mevlihanesi’nin o ufacık mekanında kaybolmuştu. Mevlihane vakarıyla Beyoğlu’nun serseriliğini yenmiş gibiydi. Daha fazla dayanamadım ve içeriye girdim.
İşte sınır. Sizi bir dünyadan alan ve ötekine katan sınır burası girdiğiniz bu ilk kapı oluyor. Dışarıda çalan müzik seslerinin gürültülerin bu kapıdan içeriye girmesi yasak sanki. Önce yılların ötesinden uzanan bir esinti deyiyor alnınıza, ürperiyorsunuz. Sonra Mevlana’nın nefesi kabul ediyorsunuz bu esintiyi. Siz de bu selama kalbinizle selam veriyorsunuz. Hoşgeldin! deniyor sanki size, hoşbuldum diyorsunuz. İstanbuldaki ilk büyük mevlevi kuruluşu olan Galata Mevlihanesi II. Beyazıt zamanında 1491 yılında inşa edilmiş. Tekkenin ilk postnişini Sultan-i Divan-i Sema’i Mehmet Dede’dir. Galata Mevlihanesi’nin ne yazıkki ilk dönemine ait bilgilerimiz çok sınırlı. Evliya Çelebi tekkede 100 adet derviş hücresi olduğunu yazar. Bu bilgiden anlıyoruz ki tekke en başından geniş ölçekli bir mimari programa dayanarak inşa edilmiş. Tekkenin ilk dönemlerinden günümüze kalabilen tek eser avlunun ortasında bulunan çeşmedir. Çeşmeyi Ermeni Mühtedisi olan Gümrük Emini Hasan Ağa 1649 tarihinde yaptırmış. Güzelim çeşme bu güne kadar yaşamış olmasına rağmen Gümrük Emini Hasan Ağa 1656 yılındaki Çınar Olayı’nda yani çeşmesini inşa ettikten sadece 7 yıl sonra idam edilmiştir. Galata Mevlihanesi günümüze ulaşana dek pekçok yangın geçirmiş ve her defasında yeniden inşaa olunmuştur. Galata Mevlihanesi’nin en güzel günleri Şeyh Galip’in postnişinliği esnasında gerçekleşmiştir dersek hata etmeyiz herhalde. Hüsn-ü Aşk isimli divanın da yazarı olan Şeyh Galip zamanında dergah İstanbul’un en önemli kültür merkezlerinden biri haline gelmiş. Mevlevi olan Padişah III. Selim aynı zamanda Şeyh Galip’in çok yakın dostu olunca Galata Mevlihanesi daha da destek görmüştür. Biri padişah biri şeyh olan bu iki insanın dostluğu bende hep ilgi uyandırmıştır. Birbirleriyle devlet işlerinden halktan yapılacak yeniliklerden bahsetmenin dışında mevlihanenin güzelim bahçesinde dertleşirler miydi diye merak etmişimdir hep. Sizler bu tarihi mekanda dolaşırken onların ayak izlerine rastlar mısınız bilmem ama ben her yerde ettikleri sohpetlerin yankılarını yakalar gibi oldum. Tekkelerin kapatıldığı 30 kasım 1925 tarihinde Galata Mevlihanesi de kapatılmıştır. Mevlihanenin kapatılmasıyla beraber buraya ait kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi’ne gönderilmiş mevlihane ise uzunca bir müddet karakol olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise mevlevihane varlığını müze olarak sürdürüyor. Her ayın ikinci ve son cuma günleri bir tasavvuf musikisi konseri düzenlenen mevlihanede sema ayinleri de gerçekleştiriliyor. Semazenler yüzyıllardır süren bu ayini Galata Mevlihanesi’nde devam ettiriyorlar. Bembeyaz kıyafetleriyle başları hafif yana eğik kendi etraflarında dünüyorlar. Mütevazi usluplarıyla dönüyorlar. Aynı galaksi gibi, dünya gibi,atom gibi... yeryüzünün hem en ufak hem de en büyük parçaları gibi dönüyorlar. Bu görsel şenliği izlemek için bile olsa mevlihanenin ziyaret edinilmesini kaçınılmaz olarak görüyorum. Mevlihane karşılacaklarınız bunlarla sınırlı değil, sema ayinlerinin yapıldığı bölümde iki koca kudum kendisine dokunmanız için bekliyor. Yine mevlevilere ait müzik aletleri ve diğer eşyaları görmek de mümkün. Ziyaretçilere açık olmayan alt katta ise insanın gözlerini yaşla dolduran çilekeşhaneler var. Birer oda şeklinde olan bu çilekeşhanelerde bir zamanlar edilen duaların izleri duruyor.Duvarlara sinen zikir seslerini içimize çekip mevlevihaneden ayrılıyoruz. Kibirin yerini mütevaziliğe bıraktığı kinin yerini aşka terkettiği Galata Mevlihanesi’nden çıkarken Mevlana’nın sesi uğurluyor bizi ‘Akıl ve zeka taslamak İblis’ten, aşk Adem’den’ Mevlana...

Galata Mevlevihanesi




1975 yılında müze olarak hizmete açılmış olan Galata Mevlevihanesi diğer adıyla Kulekapı Mevlevihanesi devrinin kültürünü ve sanatını yansıtan kurumlardan biridir. Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran mevlevihanelerin Türk kültürüne etkileri büyük olmuştur.Mevlevihanelerin çevresinde toplanan pek çok kişi güzel sanatların pek çok dalında öğrenim görmüş ve bilimsel alanda kendilerinden uzun uzun söz ettirmişlerdir. Beyoğlu semtinde Yüksekkaldırım'a inen yokuşun başında yer alan mevlevihane, İstanbul'un en eski mevlevihanesidir. II. Sultan Beyazıd Devrinin beylerbeyi olan İskender Paşa'nın av çiftliği üzerine 1491 yılında inşa edilmiştir. İlk şeyhi de Mehmed Semâ-i Çelebi'dir. Mevlevihane Sultan III. Mustafa zamanında (1766) yangın geçirmiş ise de aynı sultan zamanında bugün ayakta olan mevlevihane yaptırılmıştır. Bina daha sonraki yıllarda Sultan III.Selim, II. Mahmud ve Abdülmecid zamanlarında onarım görmüştür. Faaliyetini 1925 yılına kadar sürdüren mevlevihane 1967-1972 yılları arasında tekrar onarılmıştır. Külliye halinde inşa edilmiş olan mevlevihane; semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli, bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler ve hazineden oluşmaktadır.
Semahane
Müze olarak kullanılmakta olan bu ahşap kısmın giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülmecid'in tamir kitabesi yer almaktadır ve 1853 tarihini taşımaktadır. Bina sekizgen planlıdır ve 18. yüzyıl Barok üslubunun güzel örneklerinden biridir. Bu bölümde Türk musiki aletleri ile, Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları ile mevlevihanede yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravî, Esrar ve Fasih Dedeler ile Şair Leylâ Hanım'a ait el yazması eserler yer almaktadır. Şeyh dairesi ve Hünkar mahfeli üst kattadır.
Derviş Hücreleri
Kâgirdir ve yan yana dizilmiş odalardan meydana gelmiştir.
Türbeler
Şeyh Galib Türbesi; 19.yüzyıl başlarında Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Kare planlıdır. İçinde mevlevihanede şeyhlik yapmış olan Mehmed Ruhi, Hüseyin, İsa Selim Efendiler ile Mesneviyi ilk şerh eden Şarih-i İsmail Ankaravî ve Şeyh Galib Efendi gömülüdür.
Halet Said Efendi Türbesi; diğer türbe ile aynı tarihte yapılmıştır. Kare planlıdır. İçinde Şeyh Kudretullah, Ataullah efendiler ile Halet Said Efendi ve Ubeydullah Efendi'nin eşi Emine Esma Hanım gömülüdür.
Sebil ve Muvakkithane
Girişin sağında yer almaktadır. Kâgir olan yapı 19.yüzyıl başlarında inşa edilmiştir.
Kütüphane
Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Muvakkithane'nin üst katında yer alır. İçinde 3455 cilt kitap bulunmaktadır.
Hâzire (Mezarlık) Mevlevihanede şeyhlik yapmış olanlarla, eşleri, kudumzenler, neyzenler, divan sahibi şairler gömülüdür. Ayrıca Humbaracı Ahmed Paşa'nın, Türkiye'de ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika'nın, ünlü bestekâr Vardakosta Seyyid Ahmed Ağa'nın, Nayi Osman Dede'nin ve Tepedelenli Ali Paşa'nın aile efradının mezarları bulunmaktadır. Mezar taşları yazı ve süslemeler açısından da çok değerlidir.